Yüz Sekiz | Lost » Lost kuşağı

Lost kuşağı


Eskiden ben yabancı dergileri okurken Amerikan televizyon kanallarında oynamakta olan dizilere pek imrenir ve acaba bunları ne zaman izlemek fırsatımız olacağını düşünürdüm. Şimdi DIGITURK’ün DiziMax, Super Show ve CNBC-e kanalında sağ olsunlar, bu dizilerin hemen hepsini izlemek imkanımız var. Geçenlerde New York Times’da TV dizileri üzerine bir makale okuyordum. En fazla reyting için çekişen tüm diziler DiziMax kanalında mevcut. Üstelik bunların hepsini izlemek imkanına sahibiz biz. Amerikan seyircisi ise farklı kanallarda aynı saatte devreye sokulan bu diziler arasında bir seçim yapıp birini feda etmek zorunda.

Yemekte, içkide olduğu gibi televizyon seyretmekte de iyi bir tüketici olduğumdan, yani et söz konusu olduğunda nasıl bir gourmand isem, televizyon konusunda da bir oburluğum var. Dizilerin hepsini kaçırmadan izlemeye çalışıyorum. Televizyon dizileri bir toplumun yaşam biçimini, yaşam biçimi olarak kültürünü en iyi yansıtan ortamdır bence. Televizyon dizisi kavramındaki değişim ve beklentilerin evrimi bize dünyanın durumu hakkında çok şey söyleyebilir.

1970′li yıllarda sitcom diye kısaltılan ’situation comedy’ler, televizyon diyarında hakim durumdaydı. Sitcom’lar, izlemek için fazla düşünce gerektirmeyen hatta zeka da gerektirmeyen programlardı. Ne demek istediğimi anlamak isterseniz yine DIGITURK’ün RetroMax kanalına bakabilirsiniz. Sitcom yaklaşımını hayli etkileyen Mork and Mindy adlı şova bakın ve bunu izleyip anlamak için insanın ne kadar zeki olması gerektiği sorusunu sorun kendinize lütfen…

Gayet tabii ki; televizyon seyircisi için belirli bir zeka düzeyine sahip olmak zorunluluğu yok. Hatta biraz düşük zekaya sahip olunsa daha iyi olur. Daha çok eğlenirsiniz. Televizyona boşu boşuna ‘aptal kutusu’ demiyorlar ki; değil mi?..

Fakat son dönemde televizyon aleminde ilginç bir gelişme yaşanıyor. En popüler olan dizileri izlemeyi sürdürmek hayli zor oldu. Bu dizilerin hepsi karmaşık olay akışlarına ve çok katmanlı anlamlara sahipler. Seyirci tek bölümü, bırakın bölümü, dizinin kısa bir kısmını kaçırsa bile olay akışını anlamakta hayli zorlanabilir. Yani reklamlar devreye girer girmez mutfağa koşturan klasik seyirci tanımı da tarihe karışıyor galiba… Çünkü dizilerin fanatikleri ‘ya ben mutfaktayken tekrar başlar da kaçırırsam’ diye korkudan ekran başına çakılıp kalıyor. Bu da reklamverenlerin bir ıslak rüyasının gerçekleşmesi olarak kabul edilebilir veya isteyen seyirciye reklam seyrettirmek için yapılan komplo bile söz konusu olabilir.

Televizyon dizisi kavramına ve televizyon seyretmeye yeni anlamlar ve tanımlar getiren dizi ise LOST’tur. Bu dizi aslında kökenini ‘Survivor’ adlı şovun dünyanın her ülkesinde çok popüler olmasına borçludur. Survivor’da bir adada tutulan insanlar arasında rekabetin ve yaşam savaşının reality şovu yapılıyordu. Televizyonda X-Files’ın da çok popüler olmasından etkilenen programcılar çok daha önceden David Lynch tarafından yapılan Twin Peaks dizisindeki tuhaflıkları ve anlaşılması zor karmaşık gelişmelere seyircinin tutkusunu iyi analiz edip sonra Survivor kavramı ile Twin Peaks (Laura Palmer’i kim öldürdü sorusunu umarım hatırlayacaksınız ve RetroMax’ten bu diziyi de istiyoruz) ve X-Files’ı harmanlayarak LOST’u çıkardılar ortaya. Dizinin fanatikleri oluşmaya başladı ve genç izleyici kitlesi, ipod, internet gibi yeni dağıtım kanallarını da kullanarak diziyi her ortamdan izlemeye başladı ve televizyon izleyicisi kavramının yerini de sadece izleyici kavramı almaya başladı. LOST bu açıdan son derece devrimci ve sosyolojik açıdan analiz edilmesi gereken bir dizidir.

LOST’un ayrıca dijital kayıt sektörünü tek başına canlandırdığı da söyleniyor. İnsanı tuhaf bir şekilde kendisine bağlayan bu diziyi seyretmediyseniz baştaki bölümleri CD olarak getirtin ve maceraya başlayın. Uçak kazası sonunda bir adada mahsur kalan karakterlerin (Survivor bağlantısına dikkat!) başına gelenleri, olağanüstü güçlerin devreye girmesini (X-Files bağlantısı) ve tuhaf karakterlerin (Twin Peaks bağlantısı) birbirleriyle ilşkilerini takip etmeye başlayın.

Gayet tabii ki bu şovun anavatanının Amerika olması da çok doğal. Çünkü dizinin alt mesajı, saldırı altında kalan bir toplumun kendisini korumak için güce ve olağandışı davranışlara başvurmasının doğal olduğudur, ki bu da Amerika’nın toplumsal bilincinde psikolojik ihtiyacı gideren bir hissin diziden verilmesi anlamına gelir.

Popüler kültür bir tür virüstür. (Sosyologlar buna ‘meme’ adını da verebilir) Bir anda dünyayı sarabilir bu. LOST dizisi de Türkiye de dahil, tüm ülkelerde tam bir fenomen oldu. Amerika’nın elinde bu popüler kültür gücü varken silaha neden ihtiyaç duyarlar ki; bunu da anlamıyorum…

Amerika’ya karşı tepkinin en fazla olduğunun söylendiği bu dönemde bile çeşitli ülkelerde Amerikan elçiliklerine bakarsanız; vize almak için uğraşan ve kuyruk bekleyen insanları göreceksiniz.

‘Amerikan rüyası’ hiç bitmeyecektir ve bu rüyanın sadece ekonomik ihtiyaçtan kaynaklandığını sananlar fena halde yanılıyor. Amerikan rüyasının asıl ne olduğunu anlamak için filmleri ve televizyon dizilerini izlemek yeterlidir.

Kaynak: Akşam Gazetesi - Serdar TURGUT 05.11.2006

İlgili yazılar

The Lost Moments
...
Lost karakter illüstrasyonları
...
Lost dublörleri
...
Numaraları asla unutma!
...
Lost erken mi bitecek?
...
Kaçıranlar için Lost rehberi
...
Lost bilginizi sınayın.
...
Lost çekim hataları
...
Ubisoft “LOST The Video Game”
...
Lost 3 Sezon Çekim Hataları
...


Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.