Janelle Granger ve Chris Dobson Günlükleri
Janelle Granger(Sezon 1) ve Chris Dobson(Sezon 2) 815 uçuş yolcularından,(sadece şu anda adada yaşadıklarını biliyoruz)…abc’nin sitesine günlükleri konulmuş…onların gözünden kaza sonrası Lost adasında gün gün neler yaşandı,bizim tanıdığımız karakterler hakkındaki görüşleri olaylar,farklı bir pencereden…Biz onları dizi boyunca hiç görmedik,belkide gördük farketmedik:))belki ilerleyen bölümlerde önem kazanacaklar…
Bu güzel çalışmanın çevirisi için,ahcharlieah arkadaşımıza sonsuz teşekkürlerimizle…
Janelle Granger
KISIM-1
İlk Gün: Ellerimin titremesini kontrol edemiyorum – uçak düştü! Tüm hayatım gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti- DOĞRU DEĞİL(Ç.N.: GERÇEK DEĞİL-GERÇEK OLAMAZ). Ne olduğunu bilmiyorum. Rüzgarın bizi içine çektiğini ve gürültüyü hatırlıyorum- sağır eden bir gürültü. Başım hala zonkluyor. İnanan biri değilim ama dua ettim. Hala tek parça olduğuma inanamıyorum- birkaç sıyrık ve ezik dışında hiçbir şeyim yok. Bu defteri buldum ve yazmaya karar verdim. Başka ne yapabilirim bilmiyorum. Neredeyiz? Sadece dağlar ve su- her yer…
İlk gece: Hava kararmaya başladı. Hiç bu kadar çok yıldız görmemiştim. Kamp ateşleri sahil boyunca uzanmış, en büyüğü bizimki. Bir şeyler kokuyor, yanan cesetler mi? Mide ağrısı çekiyorum, şu şişman adamın dağıttığı uçak yiyeceklerinden yiyemeyeceğim. Sahil Güvenlik nerede kaldı? Neden hala gelmediler? Telefonumu kullanmayı deniyorum ama bağlantı yok. Aileler muhtemelen üzüntüden hasta olacaklar. Yazmayı bırakıyorum-çok yorgunum…
—
KISIM-2
İkinci Gün: Ekose gömlekli hoş adam kahvaltı için bir portakal ikram etti – hala yiyemiyorum. Dün geceki o kahrolası sesin ne olduğunu hepimiz merak ediyoruz. Bazıları kokpite bakmaya gitti- ben gitmedim. Orada korkutucu bir şeyler var. Kalemim bitiyor… Tipik şanssızlık… Daha sonra devam ederim…
İkinci gün devamı: Zavallı hamile bayandan bir kalem ödünç aldım. Şiddetli yağmur başladığında bir salın altına toplandık. Hala sırılsıklamım. Şimdi güneşte kuruyorum. Sahilde bir yürüyüş yaptım. Geri döndüğümde sahilde büyük bir kavga gördüm. Öfke alevlenmeye başlıyor. Sonunda bir şeyler yedim; deniz kestanesi- SUSHİ! Ama hala açım. Verici bulundu fakat çalışmıyor. Bazıları yüksek yerlere yürüyüşe çıkacaklar. Yürüyüşten nefret ediyorum. Kokpitte kurtulan yok. Muhtemelen bizim de öldüğümüzü düşünüyorlardır.
—
KISIM-3
İkinci gece: Walt ile tavla oynadık, iyi bir çocuk. Can sıkıntısı bastırmış durumda ve ben resmen kavruldum. Güneş batınca daha çok canım yanıyor.
Üçüncü Gün: Adada bir doktor var. Durumu kötü olan birileriyle birlikte. Adamın karnına uçağın bir parçası saplanmış. Oraya doktordan güneş koruyucu krem istemeye gitmiştim, şansım yok. Şarapnel adamı öyle görünce, işlerin daha da kötüleştiğini düşünmeye başladım.
Üçüncü Gece: Bugün çantamı buldum. Tüm kıyafetlerim var ama tuvalet malzemelerim (sabun, diş macunu, kolonya gibi) yok. Yani şu anda bir mayom var, ama hala sörf tahtamdan işaret yok. Hep ıssız bir adada karaya oturan bir gemide olduğumu hayal etmişimdir. Bu gerçekten de o kadar kötü değil, kötü olan kısmı açlık… ve tabii ki arta kalan kabuklara bakmak ve sörf tahtamın olmayışı. Bu gece arkadaşlarımı ve ailemi düşünüyorum. Onları çok özledim…
—
KISIM-4
Dördüncü gün: Sinyal yok. Bu da demek oluyor ki yardım için gelen yok. Tamir için elektronik malzeme gerektiğini söylediler. Ben de onlara telefonumu verdim- artık hiçbir işime yaramıyor. Yiyecekleri porsiyonlara bölüyoruz ve yağmur sularını toplamak için brandalar kuruyoruz- bunlardan çokça kurmalıyız çünkü bugün yine bardaktan boşalırcasına yağmur yağdı. Bir ağacın karşısına eğreti bir sığınak kurdum-işte evim… şimdilik…
Dördüncü gece: Şarapnel adam çığlıklarıyla bizi delirtti, zavallı adam. Niye kimse bizi kurtarmaya gelmiyor? Henüz üstümüzden geçen bir uçak bile görmedim… Bu hiç mantıklı gelmiyor.
Beşinci gün: Dün gece bir silah sesi duydum. Hangi kahrolası, silah taşıyor!? Walt bugün köpeğini buldu-ben de köpeğimi özledim… Gölgelik bir yerde, beyaz ince kumların üstünde biraz şekerleme yaptım. Açlıktan karnımı buran şiddetli ağrı olmasaydı daha iyi hissedecektim. Geçen yıl sigarayı bırakmıştım. Fakat kahretsin, kimin umurunda… Adı Sawyer olan adamdan bir tane otlandım. Nikotin, açlığı bastırıyor.
—
KISIM-5
Beşinci gece: Köpek beni uyandırdı ve şimdi tekrar uykuya dalamıyorum! Uçağın gövdesinden gürültüler geliyor. Ama neler olduğunu anlamaya çalışamayacak kadar yorgunum. Serin kumların üzerinde uyuyorum ve hafif rüzgâr, böcekleri uzak tutuyor. Bir de şu köpek havlamayı keserse…
Altıncı gün: Bize yakacak odun toplayıp toplayamayacağımızı sordular. Vahşi domuzlar dün gece uçağın gövdesindeydi, bu yüzden biz de içerdeki cesetleri yakmak zorundayız. Claire, hamile bayan, hani şu bana kalemini ödünç veren, sanırım bir çeşit anma töreni yapacak. Bugün başka bir kavga vardı. Başrolü ise Sawyer’dı. Bu kez şişman adamla kavga ettiler, hem de fıstık ezmesi yüzünden! Bende fazladan birkaç paket var ama onlarla paylaşmayı düşünmüyorum. Bu bencilce mi? Ekose gömlekli adam domuz avlamaya gidiyor. Daha önce domuz eti yemedim, ama neredeyse her şeyi deneyebilecek kadar açım.
—
KISIM-6
Altıncı gün(devam): Mayomu giydim ve yüzmek için sahile yürüdüm- burada su gerçekten çok güzel. Şişman adam da oradaydı, bir arkadaşıyla birlikte mızrakla balık avlamaya çalışıyorlardı. Ne şamataydı ama… Kazadan beri ilk kez bu kadar çok güldüm. Şimdi yine sahildeyim, bir küpeyi olta yapmaya çalışıyorum. İp olarak kullanabileceğim bir şeyler bulursam, epey meşgul olacağım…
Altıncı gece: Bu gece ölenlerin isimlerini okuduk, içlerinden biri yanımda oturuyordu. Gerçeküstü, tıpkı bir rüya gibi. Bunun olduğuna inanamıyorum. Kurtarma ekibinin hala gelmemiş olduğuna inanamıyorum. İşaret ateşi günlerdir yanıyor.
—
KISIM-7
Yedinci gün: Joanna bugün boğuldu. O da benim gibi Avustralya’ya dalış yapmaya gidiyordu ve soluğu benim uçağımda almıştı. Hatta koltuğunu değiştirmişti ve birlikte oturup gezi hakkında konuşmuştuk. Büyük set resifinde kıyı dalışı yapmak için seyahat ediyordu. Bu gerçekten çok anlamsız geliyor, çünkü o bundan daha iyisini yapabilecek biriydi. O… gelgit hakkında çok tecrübeliydi ve nasıl kıyıya paralel yüzüleceğini çok iyi biliyordu. Daha da kötüsü, biri kalan tüm suyu çalmış. Tuzlu suyu, tatlı suya dönüştürmenin bir yolu olduğunu biliyorum, fakat şu anda hatırlayamıyorum. Sawyer’a başka sigara olup olmadığını sordum, hala getirmedi. Yani o çok sevdiğim tiryakiliğime geri döndüm…
Yedinci gece: Suyu kimin çaldığını buldular, yine de bu kadar su yeterli değil. Doktor adanın iç kısmında yeni bir kaynak bulduğunu söyledi. Gidip birkaç şişe dolduracağım. Fakat burada, sahilde kalmayı düşünüyorum, belki üstümüzden bir uçak geçer… Bu gece Charlie’yle tanıştım. Drive Shaft diye bir gruptaymış eskiden. Onların bir CD si bende de vardı. “Kapalı gözlerle yaşamak kolay” yazan bir dövmesi var. Belli ki Beatles hayranı… Bu tecrübeden sonra gözlerim açık olur mu?…
—
KISIM-8
Sekizinci gün: Bugün bir şey fark ettim. Benim 6000 dolarlık kredi kartı borcum var. Sıkıysa beni bulsunlar bakalım, onlara iyi şanslar! Yine de bu adadan kurtulmak için iki katını ödemeye razıyım. İşler daha da tehlikeli bir hal almaya başladı. Bugün Michael ve Koreli adam arasında büyük bir kavga vardı. Eğer Sayid ve Sawyer onu çekmeselerdi, sanırım Michael’i boğacaktı. Ne psikopat ama, karısı için üzülüyorum, çok tatlı birine benziyor. Buradan gitmek zorundayız.
Sekizinci gece: Bugün kampın nereye kurulacağıyla ilgili büyük bir tartışma yaşandı. Hurley bana; Charlie, Locke ve diğer birkaç kişiyle birlikte tatlı su kaynağına taşınacaklarını söyledi. Jack oranın aynı zamanda bir sığınak olduğunu söyledi. Orada dört yıldızlı bir otel bile olsa umrumda değil, asla o ormana gitmem. Bu adamlara daha kaç kere söylemem gerekiyor, kurtarma uçakları geldiğinde onlara işaret verme şansını kaçırmak istemiyorum. Zaten benim küçük bir aynam var; Kate de gitmiyor. Ona güveniyorum.
—
KISIM-9
Dokuzuncu gün: Pek iyi hissetmiyorum. İki gündür midem bulanıyor. Bugün Jack’i gördüm. Sığınağa götürmek için birkaç malzeme topluyordu. Bana güneşten uzak durmaya çalışmamı söyledi. Ne yapmamı istiyor, Seattle’a mı taşınayım? Eşyalarımı revire taşıyacaktım, çünkü üzeri kapalı. Fakat Sawyer önce davrandı. Bu adam gerçekten sinirlerimi bozmaya başladı. Artık bana sigara vermiyor. Bundan sonra bedavaya yokmuş… Domuz…
Sanırım Sayid bir şeyler yapmaya çalışıyor. Onu Kate ve Boone ile bir şeyler konuşurken gördüm. Elinde, ucunda elektronik bir şeyler olan uzun bir sırık tutuyordu. Sonra onu Kate ile birlikte ormana götürdüler. Tuhaf…
Dokuzuncu gün(devam):Jack öldü! Charlie pislik içinde koşarak ormana geldi. Yeni sığınakta bir mağara olduğunu ve Jack’in göçük altında kaldığını söyledi. Michael ve diğer birkaç kişi yardım etmeye gittiler ama sanki artık çok geç gibiydi. Peki Kate nerede? O hala bilmiyor mu? Kahretsin, biz ne yapacağız şimdi? Ya biri yaralanırsa? Aman Tanrım, Claire ne yapacak?
—
KISIM-10
Onuncu gün: Dün Jack’i görmek için mağaralara gittim. Scott daha oraya gelmeden bana her şeyi anlattı. Michael, Jack’in bulunduğu yere ulaşabilmek için küçük bir tünel kazmaya çalışmış. Charlie o tünelden geçerek Jack’e yardım etmeye gitmiş. Ama tünelin tek olan girişi tekrar çökmüş! İnsanlar korkmuş ve heyecanlanmışlar, özellikle Kate, onları çıkarabilmek için deli gibi kazmaya devam etmiş, ama hiçbir şansları yokmuş… Yol çok pis ve kayalarla doluymuş. Sonra, tam da vazgeçmişken. Charlie ve Jack yürüyerek ormandan çıkagelmişler- YAŞIYORLAR! Bu inanılmaz… Onu gördüğüme bu kadar sevinmem beni şaşırttı. Yani, bu insanları sadece on gündür tanıyorum ve bana doğru yürüdüklerinde sevinçle bağırıyordum… Bu bana şunu düşündürüyor; birlik olursak her şeyin üstesinden gelebiliriz… Belki…
—
KISIM-11
Onuncu gün(devam):Sawyer bıçaklandı! Kimin yaptığını bilmiyorum ama bence Jack yaptı. Onları Sawyer’ı eski revire götürürlerken gördüm. Eğer Kate son anda gelmeseydi, kavga etmiş olabileceklerini düşünecektim.
Larry ile bugün tesadüfen karşılaştık. Bana tam olarak “ çıkma” teklif etti. Ah, “çıkmak” ama nereye? Demek istediğim, ne yapacak? Beni paten kaymaya mı götürecek? Dürüst olmak gerekirse, onun teklifini kabul etmemin hiç bir yolu yok. Üstü kapalı bir şekilde bunu ima etmeye çalışıyorum, ama belli ki adam imadan anlamıyor.
—
KISIM-12
On üçüncü gün: Sanırım bu sabah bir balina gördüm. Sonra tekrar uykuya dalamadım ve yüzmeye gittim. Su tıpkı bir cam gibiydi. Sanki yeterince hızlı olursan üzerinde millerce koşabilecekmişsin gibi. Diğerleri henüz uyanmamışken, sabahları çok erken kalktığım zamanları çok seviyorum, huzur dolu ve sakin hissediyorum. Her neyse, bugün okyanusta yüzerken, birden arkamdan bir ses duydum, sanki şiddetli bir buhar çıkışı sesi gibiydi. Arkamı döndüm ve yüzeyden giden o kocaman şekli gördüm. Lanet olsun çok korktum ama bir yandan da müthiş heyecan vericiydi!
On dördüncü gün: Boone erkenden sahile geldi ve Jack, Charlie ve başka birkaç kişinin golf oynadıklarını söyledi. Onun çok fazla güneşte kalmış olabileceğini düşündüm(bana kafası pek yerinde değil gibi gelmişti). Yapacak daha iyi bir şeyim olmadığı için, ben de kalabalıkla birlikte onun ardından ormana daldım. Gerçekten de Michael, Charlie ve Jack, Hurley’in “ada açıldı” dediği yerin tam ortasındaydı. Nasıl yaptığını bilmiyorum ama Hurley, 2 delikli bir golf sahası yapmıştı! Bu inanılmaz insanlar gerçekten gülüyorlar.
—
KISIM-13
On dördüncü gün(devam): Gülme sesinin ne olduğunu unutmuşum. Gerçekten herkes bu işten hoşlandı, hatta bahse tutuşanlar bile oldu. Ben Larry’den ekstra domuz eti kazandım, Jack’in vuruşuna bahse girmiştik. Ne enayi ama! İnsanlar şimdiden yarın ki oyun için sıraya girdiler bile. Ben hiçbir zaman bu oyunda iyi olmadım ama şimdi biraz alıştırma yapmanın tam zamanı olduğunu düşünüyorum.
On beşinci gün: Dün bizim oyundan sonra biraz mağaralarda takılmaya ve ekstra domuz eti porsiyonumun tadını çıkarmaya karar verdim. Kamp ateşinin çevresine oturmuştuk ve gerçekten çok iyi vakit geçiriyorduk. Hatta Sawyer bile birkaç tane uçak içkisi ve sigara getirmişti. Larry ise ateşin arkasında gözlerini dikmiş bize bakıyordu. Bu adam gerçekten tüylerimi diken diken ediyor. Herkes sahile gitmek için kalktığında ben mağaralarda kalmaya karar verdim. Burası gerçekten epey konforluydu ta ki Claire çığlık atarak uyanana kadar. Sanırım bir çeşit kabus görüyordu. Kızkardeşim de hamileyken çok çılgın rüyalar görüyordu. Her neyse, daha sonra tekrar uykuya dalamadım. Sahile doğru yürüyüşe çıkmıştım ki Sawyer ve o piliç Kate’i çok samimi bir halde yakaladım…
—
KISIM-14
On altıncı gün: Hurley hepimizden isim ve bilgi alıyor- çünkü biri Claire’e saldırdı. Görünüşe bakılırsa bu kez bu bir kabus değil. İsimlerimizden oluşan bir liste oluşturmanın ne faydası olur bilemiyorum. Ama belki de kendimizi daha güvenli hissederiz- hah! Düşünmesi bile korkunç, biz bu ada da kimlerle sıkışıp kaldığımızı gerçekten bilemeyiz. Bazıları pedofili(ç.n:çocuklara tecavüz eden kimse, sübyancı) ya da uyuşturucu bağımlısı olabilir. Tek bildiğim, Larry bir tecavüzcü olabilir. Hatta ismi Larry bile değildir belki. Biraz daha mı dikkatli olmam gerekiyor acaba?
On yedinci gün: Tanrım, iki haftadan fazla bir süredir bu adada oturuyoruz, her şeyi yapabilecek insanlarla yan yana uyuyoruz! Bir daha asla Larry’e arkamı dönmeyeceğim.İnsanlar her zaman göründükleri gibi olmuyorlar. Bunu çok iyi bilen biri varsa o da benim. Kazadan sonra başıma bundan daha kötü bir şey gelemeyeceğini düşünüyordum. Çoğumuz öyle düşünüyordu. Yanılıyor muyuz?
Bu sabah olanlara hiç hazırlıklı değildim. Mağaralara lanet olası kurtulanları bulmaya gittim. Neler olduğunu soracakken yerde…
—
KISIM-15
On yedinci gün(devam): …yatan Sayid’i gördüm. Hiç iyi görünmüyordu. Fakat onun durumu, kampta Claire ve Charlie ile ilgili yaşanan panik yanında hiç kalır. Onlar kaçırılmışlar! Herkes bunu o korkunç adam Ethan’ın yaptığını söylüyordu. Fakat gerçekte kimse tam olarak ne olup bittiğini bilmiyordu. Günümün çoğunu Michael ve başka birkaç kişiyle birlikte onları aramakla geçirdim. Fakat hiç şansımız yoktu. Bu grupla ilgili yanlış bir şeyler olduğunu biliyordum ve şimdi Claire için çok endişeleniyorum, kimbilir hangi hasta ruh Claire’e ne yapıyor! Tanrım, bu her şeyin yeni başladığını söyleyen bir kabus gibi. Sakın bana Louisiana da bunu tekrar yaşamak için kurtulduğumu söyleme. Hastahanede yattığım her gün kendime yapmam gereken tek şeyin hayatta kalmak olduğunu söylerdim. Sadece hayatta kal ve bu bir tecrübe olarak kalsın. Hayatımın geri kalanı muhteşem olabilirdi- bu gezi bu yüzden gerekiyordu.
Sana şunu söylemeliyim: Bir kurban olmayacağım- Bir daha asla! Hiçbir şekilde! Şu andan itibaren kendime dikkat edeceğim ve eğer birileri bir şeyler yapmaya kalkarsa, onlar için hazırlıklı olacağım.
—
KISIM-16
Yirmi ikinci gün: Bu adada cidden yanlış giden bir şeyler var. Bu sabah sahile vuran dalgaların sesiyle uyandım-büyük olan en az 10 fit boyundaydı( Ç.N.: yaklaşık 3 metre). Bir çok yılımı suda geçirdim ve gelgitin ne olduğunu, nasıl olduğunu çok iyi biliyorum. Hiç bu kadar uzaktan ve bu kadar çabuk gelenini görmemiştim! Belki bu ekvatora yakın olmamızla ilgili bir durumdur. Ama bu sanki biri düğmeye basmış ve dalgalar çalışmaya başlamış gibi. Su hızla yükseliyor- çok hızlı. Kurduğumuz brandalar sürüklenip gidiyor ve herkes panik içinde, çok geç olmadan, kurtarabildiği kadar çok eşyayı kurtarmaya çalışıyor… Dalış çantamı kurtardığımdan emin olmak zorundaydım(onun mahvolmuş halde başka birinin açması için bir yerlere gittiğini düşünebiliyor musun? )ve ben onu Larry’nin elinde gördüm. Öfkem yüzümden okunuyordu , onu bana vermesini söyledim. O da bana hiçbir şey kaybetmemem için yardım etmeye çalıştığı gibi bir yalan söyledi. Benim henüz dün doğmuş olduğumu mu sanıyor?
—
KISIM-17
Yirmi ikinci gün(devam): Bunun mümkün olacağını asla düşünmezdim ama uçak enkazı sahilden taşındı! Sanki deniz verdiğini geri alıyor gibiydi. O eğri büğrü korkunç metal parçasını özleyeceğimi hiç düşünmezdim. Onu kaybetmek bana, gerçek dünyaya hoşça kal dediğimizi hissettirdi. Belki de sonsuza kadar. Sahilden daha uzağa, yeni bir kampa taşınıyoruz, dalgaların ulaşamayacağı bir yere( en azından şimdilik). Burada herkes rahat görünüyor, ama ben değilim. Kötü bir şeyler olacak, hissediyorum. Ben artık bunu inkar etmeyi kesmeye karar verdim… ve hazırlıklı olmaya. Her sabah biraz uzağa yüzüyorum ve öğleden sonra tepeye golf sahasına gidiyorum. Her geçen gün daha da güçleniyorum. Yorulduğumu hissettiğimde tek yapmam gereken, hazırlıklı olmamanın getireceği sonuçları hatırlamak. Yiyebildiğim kadar çok yiyorum. Her şeyi ama her şeyi ekstradan küçük bir et parçasıyla bile takas ediyorum. Proteine ihtiyacım var. Çabalamaya devam etmeye ihtiyacım var.
—
KISIM-18
Yirmi üçüncü gün: Bugün korkunç hissediyorum. Daha çok yiyeceğe ihtiyacım var- meyve ve küçük bir miktar balığım var ama yeterli değil. Domuzlara ne oldu? Antrenman yapmaya başlayalı henüz birkaç gün olmasına rağmen çok yorgun, tükenmiş hissediyorum. Yüzmek hala çok kolay benim için, ama tepeye koşarken bacaklarım alev alev yanıyor. En yukarı çıktığımda durup biraz dinlenmek zorundayım çünkü tekrar aşağı inerken çok vakit harcıyorum. Dün tepenin üzerinde uyuyakalmışım ve uyandığımda ortalık zifiri karanlıktı. Orada yere uzanmış yıldızlara bakıyordum ve uzun zamandır ilk kez güvende hissetmiştim ki tuhaf bir şey oldu. Etrafımda fısıltılar duyduğuma yemin edebilirim. Dalış çantam yanımda değildi, bu yüzden çok savunmasızdım. Ama sana şunu söyleyebilirim ki bacaklarımdaki acı bir saniyede geçti ve dövüşmeye hazırdım. Fakat orada kimse yoktu. Bu duygudan hiç hoşlanmıyorum ama geri dönüş yolunu tam beş dakikada aldım. Bir daha gardımın bu şekilde düşmesine izin vermemeliyim. Asla. Hele burada…
—
KISIM-19
Yirmi dördüncü gün: Bugün Locke ve Boone ile karşılaştığımda yine koşuya çıkmıştım. Walt’a bir ağaca bıçak atmayı öğretiyorlardı. Bu nasıl bir delilik? Kim on yaşındaki bir çocuğun bıçakla oynamasına izin verir ki? Ben o adamların domuz avladıklarını düşünüyordum. Bu bir çeşit atış talimi mi?
Sahile geri döndüğümde Sawyer bana, Michael’in bir sal yapmaya karar verdiğini söyledi. Bu adam “Castaway” i izlememiş mi? Kanmış gibi bakıyor ama en dış resifteki dalgalar biz buraya geldiğimizden beri 10 fitin de üzerine çıktı. Onlara salı denize indirebilmek için daha iyi bir yer aramalarına yardım etmeyi teklif ettim. Belki rüzgaraltı tarafında. Sorun şu ki, henüz adanın ne kadar büyük olduğuyla ilgili hiçbir fikrimiz yok.
—
KISIM-20
Yirmi beşinci gün: Claire geri döndü! Biraz sarsılmış ama hala hayatta. Ve herkesin rahatlamasına bakılırsa, Jack bebeğin iyi olduğunu söylemiş. Tuhaf olan şey ise Claire’in olanlarla ilgili hiçbir şey hatırlamaması. Son sekiz günle ilgili hiçbir hatıra yok! Hiçbirimizi hatırlamıyor- hatta Charlie’yi bile. Bütün kamp bizi çevreleyen tehlikeyi fark etmeye başlıyor. Tüm çevreye gece boyunca nöbetçiler koyuyoruz. Fakat ben hiç kimsenin beni koruyabileceğine inanmıyorum. Geceyi bulabildiğim en yakın ve en büyük kamp ateşinin yanında ve dalış çantamı hiç yanımdan ayırmayarak geçirdim.
Yirmi altıncı gün: Bu sabahı, sahilde, salı suya indirebilmek için olası yerleri kazma çalışmalarıyla geçirdim. Dikkatim kıyı şeridindeydi, ağaçların olduğu tarafta değildi. Birinin tam arkanızda durduğunu anlamak nasıl bir histir bilirsiniz. Evet, ben bunu yaşadım- kötüydü. Fakat arkamı döndüm ve kimse yoktu. Durumu toparlayıp suya daha da yaklaştım. Birkaç yüz yarda uzaklaşmıştım ki( 1 yarda: 0,91 metre) yeniden aynı şeyi hissettim. Hemen arkamı döndüm ve yumruklarım hazırdı. Ama bu kez, yemin ederim ki uzakta birilerini gördüm. Onlara doğru yüzdüm ama onlar sis (Ç.N.: duman olarak da çevriliyor.) içinde kayboldular. Tuhaf. Birileri ya da bir şeyler beni takip ediyor- bunu biliyorum. Fakat en kötüsü bu değil. Geri döndüğümde…
—
KISIM-21
Yirmi altıncı gün(devam): bölgeyi tararken, bir şeylere takılıp tökezledim ve çok fena düştüm. Takıldığım şeye baktım… Kamptan Scott, bükülmüş ve kanlı bir halde yerde yatıyordu! Bu bir kaza değildi. Bu adamın vücudundaki kemiklerin her biri kırılmıştı. Bunlar benim de başıma gelebilirdi! Bu adadan kurtulmak zorundayız.
—
KISIM-22
Yirmi yedinci gün: Charlie Ethan’ı vurdu! Bir grup insan silahlanarak ormana gitmişti- bu kadar silah nereden geliyor!?- ve Claire’i yem olarak kullanıp Ethan’ı yakalayacaklardı. Görünüşe bakılırsa onu canlı olarak yakalamak konusunda anlaşmışlardı. Fakat Charlie’nin farklı fikirleri vardı, hiç soru sormadan ateş etti. Bazı insanlar kızgın, hatta bazıları Charlie’den korkuyor. Ama ben böyle bir durumda yargılayacak en son insanım. Demek istediğim, Ethan Claire’i kaçırdı, Charlie’yi boynundan astı ve ölüme terk etti. Charlie’den ne yapmasını bekliyorlardı? Bahse girerim Scott’u öldüren de Ethan’dı. Nasıl bir psikopat bu!
Belki şimdi hepimiz bir süreliğine rahat bir nefes alabiliriz.
İyi haber ise domuzlar geri döndü. Daha doğrusu, bir tanesi dün gece Sawyer’in çadırına saldırdı-hak ettiği cezayı buldu. O adam tam da böyle bir pislik olabilir. Kate neden onun çevresinde bu kadar dolaşıyor anlamıyorum?? Neyse sonunda ete yeniden kavuştuk… Balık ve meyve yemekten bıkmıştım…
—
KISIM-23
Otuzuncu gün: Koreli adam yeniden karısına bağırmaya başladı-sırf bikini giyiyor diye. Ne ahmak ama! Burası yaklaşık bin derece! Michael ne olduğunu gördü ve tam karşısına dikildi- bu ikisi gerçekten birbirinden nefret ediyor. Bu sıcaklıkta öfke parlamalarına hazırlıklı olmalıyız.
Otuz birinci gün: Biri dün gece salı ateşe verdi, çok büyük bir alev oluştu. Yapılan her şey boşa gitti. İnsanlar Koreli adamın yaptığını düşünüyor, ama ben Walt’u dün kibritlerle oynarken görmüştüm.
1) Bu kahrolası çocuk kibritlerle ne yapıyor? Bunlar bu adada çok değerli şeyler.
2) Kim bu kahrolası adadan tek kurtulma umudumuzu yakmak ister ki?
—
KISIM-24
Otuz ikinci gün: İşte sürpriz geliyor! Sawyer yüzleşme için Koreli adamı getirdi. Michael’in onun üzerine atlaması 3 saniye sürdü ve ben bu kez Michael kesin onun ağzına edecek diye düşünüyordum- eğer karısı durmaları için bağırmasaydı- ve İNGİLİZCE! Neden daha önce hiç konuşmadı bu kadın!? Merak ediyorum, acaba kocası hakkında saçma sapan şeyler söylerken beni hiç duydu mu ? Hatta hiç umursadı mı diye de merak ediyorum? En azından kocasının adının Jin olduğunu artık öğrendim.
Otuz üçüncü gün: Bugün sabah yüzmeye gittim- bu beni her zaman acıktırır. Hala et yok. Şu geçen gece Sawyer’ın çadırına saldıran domuza ne oldu? Locke ve Boone’un tüm gün ormanda ne yaptıklarını çok merak ediyorum. Sanırım yarın onları takip edip kendi yöntemimle öğreneceğim.
—
KISIM-25
Otuz dördüncü gün: Biliyordum! Onların tüm gün domuz avlamaya çalışmadıklarını biliyordum. Bu sabah yine her zamanki gibi kalktım ve yüzmek için sahile gittim. Ama bu kez suya girmedim. Sahilde yürüdüm ve sonra aceleyle ağaçların arasına girdim ve kampı izlemek için saklandım. Güneş doğmadan hemen önce Locke ve Boone kalktılar ve av için ormana gittiler… ben de onları takip ettim.
Uzunca bir süre yürüdüler, yaklaşık bir saat ve ormanın daha önce hiç keşfetmediğim yerlerine yürüdüler. Gidecekleri yere vardıklarında, yiyecek koymak için bir yer bulmaya çalıştıklarını düşünmeye başlamıştım ki… Bu büyüklükte bir şeye ne söylenebilir bilmiyorum… Bu “şey” metalden yapılmış ve beton gibi bir şeyle çevrelenmiş. Net görebilecek kadar yaklaşamadım ama bir şey çok açık… Bu her ne ise- insan yapımı bir şey. Locke ve Boone bir sır saklıyorlar. Onları takip ettiğimi bilselerdi ne yaparlardı bilmiyorum. Hiç umurumda değil, ama bilmediklerinden eminim.
—
KISIM-26
Otuz dördüncü gün(devam): Bundan sonra dalış çantam olmadan hiçbir yere gitmeyeceğim- asla.
Bu lanet olası yerde neler oluyor? Neden herkes sır saklıyor? Tek istediğim şu lanet olası adadan gitmek ve şu ormandaki şey buna yardım edebilecek bir şey ise, Locke ve Boone’un bunu kendilerine saklamaya hiç hakları yok. Hem kim olduklarını sanıyor bunlar? Tanrım, kafam çok karışık! Sadece eve gitmek istiyorum.
Otuz altıncı gün: Orada bir şeyler bulmuş olmalılar. Dün, onları takip ederken, Locke ve Boone tartışıyor gibiydiler- muhtemelen ormandaki o şeyle ilgili tartışıyorlardı. Sonra bugün, Boone’un bir çeşit kaza geçirdiğini duydum. Evet, nasıl “tehlikeli” kazalar olabileceğini biliyorum. Bunu da zaten ancak bir Louisiana’lı yapar. Ya da eskiden orada yaşayan biri.
Kendi gözlerimle görmek istedim ve hızlı bir şekilde mağaralara gittim. Ama oradaki durum tam bir kaostu. Hurley, Jack’in çalışmak için bir odaya ihtiyacı olduğunu ve kalabalık istemediğini söyledi.
—
KISIM-27
Otuz altıncı gün(devam): İçeri küçük bir bakış atabildim ve Jack’in Boone’u kontrol ettiğini gördüm. Durumu hiç iyi görünmüyordu. Tüm bunlar olurken Charlie ormandan haykırarak geldi. Claire doğuruyormuş, hem de tam şimdi! Ne yapacağımı bilemedim ve hızla sahile gelip bunları yazabilmek için sakin bir yer buldum. Dalış çantamı açtım ve malzemelerimi kontrol ettim, hazır olmalarını istiyorum. Elimde tuttuğum bu soğuk çelik bana kendimi iyi hissettiriyor.
Ben emin değilim ama herkes Boone’un bu gece ölebileceğini düşünüyor. Bir de şunu dinle… Hiç kimse Locke’un nerede olduğunu bilmiyor. Ama benim muhteşem bir fikrim var. Sanırım nerede olduğunu ve ne yaptığını biliyorum.
Otuz sekizinci gün: Neredeyiz biz?
İki gece önce, Boone ile ilgili tüm o çılgınlıklardan sonra, dalış çantamdan aleti kaptım, kemerime taktım ve Locke’u bulmaya gittim. Zaten o şeyle birlikte ormanda olduğunu biliyordum. Gün geceye döndüğünde oraya vardım ve hala oradaydı. Bu bir ambar. Kulağa saçma geldiğini biliyorum.(neden insanlar…
—
KISIM-28
Otuz sekizinci gün(devam): …daima çılgın olduğumu düşünürler!), bu gerçekten bir ambar. Bu terk edilmiş adanın ortasında bir ambar! Locke ambarın tepesinde diz çökmüş ve gömleği kan içindeydi. Ama bunun onun kendi kanı olduğunu hiç sanmıyorum, çünkü o kadar çok kan var ki-kendi kanı olsaydı çoktan ölmüş olurdu. Ama hiç iyi görünmüyordu. Ağlıyor, ambarın kapağına vurup duruyordu. Tepede pencere gibi bir şey var- oradan içeri bakmaya çalışıyordu. Sonra bir ışık yandı… içeriden, ambarın penceresinden! Birden nefesim kesildi, kendimi toparlayamadım- ve Locke’un beni duymuş olabileceğini düşündüm, ama benim olduğum tarafa doğru hiç bakmadı.
Eğer içeriden ışık geliyorsa, biri ya da bir şey o ışığı yakmış demektir. Neden bize yardım etmeye gelmiyorlar!! Korkunç bir deneyin parçasıymışız gibi hissediyorum. Burada insanlar ölüyor. Tek bir şeyden eminim: o da ben asla o ölenlerden biri olmayacağım.
—
KISIM-29
Kırk ikinci gün: Birileri Michael’i zehirledi, yani salın denize indirilişini engellemiş oldu ve sanırım kim olduğunu biliyorum. Deli mi bu? Bu, bizim buradan kurtulmak için muhtemelen en iyi şansımız. Sawyer’la salda bana bir yer ayarlaması için konuştum, ama bu adam çok zor biri. Ona her şeyi teklif ettim- her şeyi… Michael’la benim için konuşacağını söyledi. Ama biliyoruz ki Sawyer kendisinden başka kimseyi umursamaz. Yani şansım yok gibi görünüyor. Zaten orada Walt’un köpeği için bile yer yok.
Bu lanet olası yerden gitmek zorundayım…
Kırk üçüncü gün: O çıldırmış Fransız hatun bu gece kampta ortaya çıktı. Bu kadın gerçekten çıldırmış! Gemisinin bu adada 16 yıl önce karaya oturduğunu söyledi. Hamile olduğunu ve onunla birlikte olan herkesin hastalanıp öldüğünü söyledi. Bu yüzden bebeğini kendi başına doğurmak zorunda kalmış! Bir gece ufukta siyah bir duman olduğunu fark etmiş- sonra bazı insanlar gelip ondan bebeğini almışlar. Söylediğine göre aynı insanlar bu kez bizim için geliyorlarmış…
—
KISIM-30
Kırk üçüncü gün(devam): Şahsen, ağzından çıkanları duymamış olmak isterdim. O siyah dumanı da görmemiş olmak isterdim ( ya da o ambarı ). Şimdi herkes panik yapmaya başladı.
Eğer onun hikayesi doğru ise, kim bu lanet olasıca insanlar? Ve biz neden kaçıyoruz? Eğer gözdağı veriyorlarsa, biz de onlara karşılık verebilecek kadar kalabalığız. Eğer değilse, belki bize bu yerle ilgili bir şeyler söylerler. Hatta belki de buradan nasıl kurtulabileceğimizi…
Jack, Kate, Locke ve Hurley ormana gittiler. Bir planları olduğunu, bazı malzemeleri hazırlamak için ormana gittiklerini söylediler. Bu arada biz de salı yeniden suya indirme işiyle ilgilendik. Sal, denize indirmek için hazırladığımız raylardan düştü ve dümeni kırıldı.
Charlie, salla giden gruba vermek için bir şişenin içine herkesin mesajlarını koyuyor. Buradaki tüm maceramı koymak isterdim, ama sadece bir kağıda ismimi ve yaşadığım yeri yazdım:
Janelle Granger
Hermosa Beach, CA
—
KISIM-31
Kırk üçüncü gün: Sal sonunda hazır. Çok tuhaftı ve çoğu zaman da duygusaldı. Bende onlarla birlikte gitmek istedim, ama aynı zamanda salla okyanusta ölmekten de korktum. Şimdi onlar için endişeleniyorum, başarısız olmalarından korkuyorum…
Herkes mağaralara taşınıyor, her türlü saldırıya karşı hazırlık olarak…Ama ben burada o insanlar için bekleyeceğim. Ya da kurtarma botu için- hangisi önce gelirse. Ben hazırım. Birkaç insan daha burada kalacak. Ve tabi ki Larry de… Bu adamdan kurtulamayacağım galiba! Yanlış giden bir şeyler var. Dalış çantam yanımda. Ve içindekini kullanmaya hazırım.
Kırk üçüncü gece: Bende, keşke herkes gibi mağaralara gitseydim demeye başladım. Görünüşe göre Rousseau Claire’in bebeğini aldı. Biliyordum. Bizim için gelen insanlar falan da yok. O tam anlamıyla kafadan kontak biri. Charlie ve Sayid arkasından gittiler. Peki bu karşıdaki duman da ne böyle. Şimdi parlak turuncu oldu. Epey büyük bir grup olmalı-
—
KISIM-32
Kırk üçüncü gece(devam): belki ambardakiler de aynı insanlardır?? Belki de bizim uçaktan kurtulan diğer insanlardır???
Burada sahilde birkaç kişiyiz. Hep birlikte bu çelimsiz ateşin çevresine toplandık. Sanırım Larry uyuyor, horlamasından belli… Bütün gece bana bakmasından daha iyidir. Gerçekten çok yalnız hissediyorum, biraz da korkuyorum sanırım. Benimle olan diğer üç insanda benim arkadaşım, fakat bu geceden önce onlarla gerçek anlamda tanışmamıştım. İki adam ve diğer kadın, üçü de Avustralya’lı.
Bu da neydi böyle! Parlak yanıp sönen bir ateş- ardından gürültülü bir patlama. Yer sallanıyor- tıpkı bir deprem gürlemesi gibi. Ve rüzgar uğulduyor- bizim ateşimizi söndürecek kadar güçlü bir rüzgar. Gerçekten hiçbir şey göremiyorum. Bu kadın neden çığlık atıyor? Arkamda biri mi var? Dalış çantamı bulamıyorum…
Chris Dobson
KISIM-1
Sayfa 1- Bu günlüğü sahilde kumların üzerinde buldum. Birazı kuma gömülüydü ve bu, bana birinin bunu geri istediğini düşündürdü. Ama kime ait olduğunu çözemiyorum. Okuduktan sonra- söylemeliyim ki- meraklandım. Kimin bu kahrolası günlük? Günlüğün sahibine Louisiana’da tam olarak ne oldu? Kararsız bir insanla aynı adayı paylaşmak beni son derece rahatsız etti. Onun, tuhaf bir şekilde güven ve aynı zamanda paranoya içeren ruh hali bana çok ilginç geldi.
Günlüğü okudukça- ne çeşit insanlar bu grubu oluşturmuş anlayamıyorum. Birbirlerinden gizli iş çevirenler, sırlar saklayanlar, işkenceye başvuranlar, hatta cinayet işleyenler… Bunların hepsini zaten biliyorum, ama bunu yazıda görmek, gerçekten inanılmaz. Bu küçük toplumdan oluşan evren, kesinlikle insanlara kötü şeyler getiriyor.
—
KISIM-2
Sayfa 2- Büyüleyici- kamptan birkaç saat yürüyüş mesafesi uzakta bir ambar var. Zemine gömülü bir ambar! Onun varlığı, Jack döndüğünden beri ağızlarda sakız oldu ve içinde ne olduğuyla ilgili tüm hikayeler anlatıldı- yiyecek, silahlar, müzik?! Hatta birinden bulaşık makinesi olduğunu bile duymuştum- bu gerçek olamaz. Nasıl buldular bunu? Ve ne zamandır orada? Bunu düşündükçe nabız atışlarım hızlanıyor.
Ne ziyafet ama! Hurley bu gece ambardan aldığı yiyecekleri dağıtıyor. Bazıları çok tuhaf şeyler, ama tatları harika. Hiç bu kadar doymamıştım. Midem bazılarına hiç alışkın olmadığı için şu anda bulanıyor. Muhtemelen bu kadar çok yediğim için yarın pişman olacağım…
Neden insanoğlu mala mülke bu kadar çok değer veriyor? Sun alyansını kaybetti ve altüst oldu. Bu kaybettiği şeye verdiği değerden mi yoksa onun temsil ettiği şeye verdiği değerden mi? Her şeyi akışına bırakmayı ne zaman öğrenecekler? Bunların hepsi bu adada çok değersiz şeyler.
—
KISIM-3
Sayfa 3- Duyduğum ya da gördüğüm hiçbir şeyin önemi yok, her zaman insanların yeni duruma nasıl bu kadar kolay alışabildiklerine şaşırıyorum. Nerede olduğu belli olmayan bir adanın ortasındayız, tüm bu olanlara rağmen, kazazedeler arasında hayat normale dönmeye başlıyor… İnsanlar çamaşır günleri düzenliyorlar… ÇAMAŞIRHANE! Hiç hazırlıklı olmadıkları tehlikelerle karşı karşıya olduklarından haberleri yok. Strese rağmen ya da stres yüzünden, önemli değil, tehlike şu anda açık değil ama zaman neler olacağını bize gösterecek. Bekleyelim ve görelim diyorum.
Bir çok insan geldi. Sahilde kalanlarla barınakları kuruyordum ki metrelerce ötemde bir karışıklık fark ettim. Görmek için döndüğümde bir kalabalık gördüm. Yanımdaki kadın, bizim uçak kazasından kurtulan diğer kazazedeler olduğunu söyledi. Burada bir avuç insan var, dört-beş kişiden fazla değiller. Koreli adam “Jin” le birlikte geldiler. Michael ve Sawyer da iyi, muazzam bir rahatlama oldu. Artık biraz zekaya sahip olan hiç kimse sal işini yeniden denemeye kalkmaz.
—
KISIM-4
Sayfa 4- Bu öğleden sonra ilk kez ambarı görmeye gittim. Locke hepimiz için bir liste yapmış ve “düğmeye bas” listesi, ne demek olduğunu bilemiyorum. Ambarla ilgili duygularım çok karmaşık. Kabul etmeliyim ki içindeki şeyler büyüleyici, ama ürkütücü de aynı zamanda. Burada bir hayat kurabilmek için çok çalıştık. Medeniyetle tekrar tanışmanın bizi yine en başa götürmesinden korkuyorum.
Claire’in bir heykelciği olduğunu fark ettim, ne olduğunu anlayabilecek kadar yaklaşamadım ama bir çeşit dini ikona benziyor. Yine kendimi, insanlar neden böyle şeylere bu kadar fazla değer verirler, diye düşünürken buldum. Özellikle gizemli ve ruhani bir değer. Ben ise etrafımdaki güzelliğe bakarım ve bu bana yeter.
Bugün bir şeyler oluyor. Ne olduğunu tam bilemiyorum ama görünen o ki, ana oyuncular arasında epey gerilim var. Kesin bir şey söyleyemiyorum ama bir çeşit… plan dönüyor ortada, böyle bir hisse kapılıyorum. Bazı konuşmalara kulak misafiri oldum…
KISIM-5
Sayfa 5- …Michael’in Walt’un ardından gittiği ile ilgili. Doğru olmamasını umuyorum. Burada, şimdiye kadar, birçok insanın öldüğünü gördüm, bu planın gerektirdiği her neyse, hiçbirimiz için iyi olmayacak. Yaşadığımız yerdeki çevre şartları ya da insanların bir önemi yok. Bir çocuğu korumak için gidilecek mesafeler ölçülemeyek gibi görünüyor. Bize şimdiye kadar hep evlat sahibi olmanın önemi öğretildi. Onlarsız yaşamayız, devam edemeyiz. Ama Charlie ve Claire arasında yaşananlardan sonra, çocuk ve ebeveyn arasındaki bağın, benim anlayabileceğimden çok çok daha derin olduğunu gördüm. Her şey çocukların iyiliği için. Anlayamadığım şey, bu ilişki neden çocuk büyüdükçe zayıflar?
İnsanların öğrenebilmeleri için daha kaç ders daha almaları gerekiyor? Tehlikeye hazırlıklı olmayı öğrenmek için kaç hayatın daha tehlikeye atılması gerekiyor? Şu çok açık ki, savaş çok yakın.
—
KISIM-6
Sayfa 6- İnsanlar, hiçbir yere gitmeyeceğimizi, kurtarılmayacağımızı anlamalılar. Belki ilkel insanlar gibi görünüyorlar, ama onlarla savaş hiç kolay olmayacak… Eğer bu adada barış içinde yaşamak istiyorsak, tek bir çözümle baş başa kalıyoruz; o da bize zarar vermek isteyen insanları bertaraf etmek.
Şükür ki, olaylar çok yavaş ilerliyor. Belki de insanların, bu savaşı kazanmanın bir yolu olmadığını anlamaları için yeterli zamanları olacak böylece. Onlara, kendi yıkımlarından başka,hiçbir şey gelemez.. Merak ediyorum, kaç tanesi , öldürmenin öldürmenin ne demek olduğunu doğru bir şekilde anladı? Kaç tanesi, buradan kurtulabilmek için dürüstçe hazırlanıyor? Ve ne için? Neden insanlar barış içinde bir arada yaşamayı öğrenemiyorlar?
—
KISIM-7
Sayfa 7: Bir şeyler yapmalıyım. Kardeşimin “diğerlerinden biri olduğu” gerekçesiyle, o ambarda tutulduğunu öğrendim. Duyduğuma göre insanlık dışı muamele ediliyormuş! Bu insanlar kim olduklarını zannediyorlar? Yargıç mı? Jüri mi? Bu hakkı onlara kim veriyor? Burası onların kendi sarayları değil. Burası onların adası değil. Bir şeyler yapmalıyım…
Bugün Locke ile görüştüm ve silah deposuna girip kardeşimi görmek istediğimi belirttim. Ama gözümün içine baka baka inkar etti. Ona yalan söylediğini bildiğimi söyledim. Gerçeği bulacağım.
Bu bir çeşit komplo! Şimdi de Jack ve Sayid bana yalan söylüyorlar! Kardeşimi o ambarda tuttuklarını inkar ediyorlar. Sayid’in yumruklarındaki yaraları görebiliyorum. Oraya gidiyorum. Beni kim durdurabilir?
—
KISIM-8
Sayfa 8: Ambara giderken Charlie ve Eko ile karşılaştım. Ormanda bir şey inşa ediyorlar. Şimdi kafam çok karıştı. Charlie kardeşimin o silah deposunda olmadığını söylüyor. Charlie, benim bu adada güvenebileceğim tek kişi, özellikle de Claire ve bebeğine sahip çıkmasından sonra.
Charlie ve Eko, kalıp, kilisenin inşasında onlara yardım etmemi istediler. Ama ben gerçeği bulmak zorundayım. Aklımı kaybetmeye başladığımı hissediyorum.
Onlar benim hakkımda konuşuyorlar, duyabileceğimden haberleri yok, ama duyuyorum! Deli olduğumu söylüyorlar. Deli mi? Ben mi? Tek bildiğim kardeşim olmadan bu kahrolası adada hayatımı devam ettiremeyeceğim. Ve eğer bu beni deli yaparsa, öyle olsun. Güvenebileceğim biri olmadan bu adada yaşayamam. Kimse bana yardım etmeyecek mi?
—
KISIM-9
Sayfa 9: Dün gece uyuyamadım. Steve ile ilgili alt üst olmuş durumdayım. Gerçekten anlayamıyorum, neden kimse beni dinlemiyor? Bu lanet olası yer çok sıcak, kim uyumayı başarabilir bu yerde, bilemiyorum. Kendimi serinletmek için yüzmeye gittim ve biraz düzelene kadar suda kaldım. Çadırıma geri döndüğümde, onu gördüm! Kardeşimin gömleği, kuruması için çadırımın hemen yanındaki iplere asılmıştı. Eğer ben deliysem, bu kahrolası gömleğin burada ne işi var? Jackle yeniden konuşmaya gideceğim. Eğer yine bana yalan söyleyip bir şeyler uydurmaya kalkarsa, ona bu gömleği göstereceğim. Bakalım bu kez ne diyecek?
Sürekli patronluk taslıyor! Buna dayanamıyorum!
Jack ile, Steve hakkında konuşmaya gittiğimde, bana hiç zamanı yokmuş gibi baktı. Ne cüretle bu şekilde davranabiliyor? Onunla bir konuda tartışabilmek için tıbbi derece yapmak ya da şu liderler konseyinden biri olmak gerekiyor sanki!
—
KISIM-10
Sayfa 10: Ona bir kanıtım olduğunu söyledim. Steve’in hayatta olduğuna ve benim de deli olmadığıma dair kanıtım olduğunu söyledim. Ona gömleği gösterdim. Eline aldı, kendi gözleriyle gördü. Şimdi bunu nasıl yapmış olabilirim? Peki o ne yaptı biliyor musunuz? Bana acıyan gözlerle baktı! Sonra bana, şimdi ambara gitmesi gerektiğini, ama gece benimle görüşmek istediğini söyledi. Bana göstermesi gereken bir şey varmış. Bu Steve olmalı! Dayan Steve! Geliyorum!
Steve ölü.
Jack beni, Boone Tepesi diye andığımız yere götürdü. Burada, ölen insanları gömdüğümüz yer burası. Ana Lucia ve Libby için birer mezar kazıyorlar. Jack bana oturmamı ve mezarlara bakıp hatırlamaya çalışmamı söyledi. Çarpışmadan birkaç gün sonra, Steve için kazdığımız mezarı hatırlamaya çalışmamı istedi. O çukura birkaç dakika baktıktan sonra, bir şeyler aydınlanmaya başladı kafamda. Hatırlamaya başladım…
—
KISIM-11
Sayfa 11- Kardeşim uçak kazasında öldü- benim yanımda oturuyordu. Ondan bana kalan tek şey gömleği. Jack sahile onun için bir mezar kazmama yardım etti. O anda ismini hatırlayamadım. Bana yardım etti. Çok üzgünüm.
Oh, Tanrım. Çok üzgünüm.
Benim adım Chris Dobson. Bunu, belki birileri bulur ve birilerine götürür… bilmiyorum.
Ben, 22 Eylül 2004 te bu adaya düşen, Oceanic 815 uçuşunun yolcularından biriyim. Kardeşim Steven ile birlikte oturuyorduk. İnsanlar onun nasıl biri olduğunu bilsinler istiyorum.
Steven 1968 in 3 Aralık’ında doğdu. Benden sadece 2 yaş büyük olmasına rağmen, benim için bir devdi. Henüz 4. Sınıftayken bir kavgaya girmiştim. Eğlenceli olacağını düşünüyordum, ama hiç eğlenceli değildi.
—
KISIM-12
Sayfa 12- Arka tarafta yumruklanırken, tek yapabildiğim yerde yuvarlanmak ve acıdan inlemekti. Çok zor bir durumdaydım ve Steve bunu biliyordu. Bizi izleyen kalabalığın içinden uçarak geldi ve beni döven çocuğu (adını hatırlayamıyorum) bir güzel benzetti. En fazla 8-9 yaşlarındaydı. Dövüşmeyi bilmiyordu. İçgüdüleriyle hareket etti sadece ve beni korudu.
Onu, karısının ölümünden sonra biraz neşelendirmek için bu Avustralya gezisine ben çıkardım. Hiç çocukları yoktu. Steve, Elanie’nin ölümünden sonra yıkıldı. Herkes onun için endişelenmeye başlamıştı. Onu ikna etmem çok zor oldu. Ama sonunda 2 haftalık bu gezi için onu kandırmayı başardım. 20 yıldır, onunla geçirdiğim en uzun zaman buydu. Karısı hakkında hiç konuşmadık. Sadece sohbet ettik. Uzun zamandan beri ilk kez, gerçekten konuştuk. Belki de son kez…
—
KISIM-13
Sayfa 13: Son gecelerimizden birinde, epey biranın ardından, otele geri dönerken konuşuyorduk. Steve birden beni caddenin ortasında durdurdu. Ne olduğunu sormak üzereyken, bana sarıldı. Ve ben de ona sarıldım. Çok güzeldi. Gerçekten çok güzeldi.
Eve geri dönmek için uçağa bindiğimizde, yerimin orta koltuk olduğunu gördüm. Steve yüzümdeki bakışı görmüş olmalı ki yerini benimle değiştirmeye gönüllü oldu ve bana koridor tarafını verdi. Onun orta koltuğu hiç sevmediğini biliyordum! Kim yapar ki böyle bir şeyi? Ama o benim için yaptı. Dönüp baktığımda aslında birkaç saniyelik bir şeydi ama çok uzun sürmüş gibi geliyor. Uçak irtifa kaybetmeye başladığında, kardeşim yere düştü, oturduğu yerin sağ tarafına. Onun sesini, çığlığını, duymadım, hiçbir şey duymadım.
Steven Michael Dobson, bu adanın rüzgar tarafınfaki sahiline gömüldü. Eğer biri bu günlüğü
—
KISIM-14
Sayfa 14- bulursa, lütfen onu arasın. Ve eğer biri onu bulursa lütfen eve götürsün. O bunu hak ediyor. O benim oturduğum koltuktu, anlıyor musunuz? Ölmesi gereken bendim. O benimle yer değiştirdi ve beni korudu. Bir kez daha…
Janelle Granger ve Chris Dobson Günlükleri Yazısına - 9 Yorum yapıldı.
Yorum Yazın
You must be logged in to post a comment.



Mart 27th, 2008 at 21:01
Türkçesinide yayınlarsanız seviniriz.
Mart 29th, 2008 at 15:44
hayır çeviren birileri yok çevrilirse süper olur elbette oldukça güzel bir yazı…
birkaç kişi çevrilirsede hemen biter…sevgiler…
Nisan 3rd, 2008 at 12:22
bir an önce çevirisi yapılsada okuyabilsek…
Nisan 4th, 2008 at 02:33
ingilizce okuduğuma göre ilk arkadaş 44. günden sonra yazmayı bırakmış yani clarienin kaçrıldığı güne kadar yazmış ama 45. gün hiç bişey olmadıki bu arkadaş niye yazmayı bıraktı 45. gün benim bildiğim bir tek ethan öldürüldü onun dışında bişey olmadı. peki o zaman bu zatı muhterem niye yazmaktan vaz geçti. ama enm komik bulduğum ilk yazan kişinin kate’e güvenmesi oldu.
Mayıs 31st, 2008 at 08:32
Janelle, 43. gecede bırakıyor yazmayı. O gün Daniella gelip BS gördüm, sizin için geri dönecekler falan gibi bir şeyler söylemişti. Jack, Kate Locke da dinamitle ambarı patlatıp insanları orada gizleyeceklerdi. Bu Janelle ve beraberindeki birkaç kişi sahilde gelenleri bekliyorlardı ve o esnada deprem gibi bir sarsıntıdan, uğultudan, gökyüzünün aydınlanmasından, parlamasından bahsediyor. Adanın taşındığı sahneyle aynı sahne canlandı gözümde. Desmond anahtarı çevirdiğinde de aynı sahne yaşanmıştı.
Bir de o gece Walt saldan kaçırılmıştı.
Bu kadın günlüğünü kuma gömüyor. Sonra gelip tekrar bulmak için. Ama günlüğü Chris buluyor, yazmaya devam ediyor. Ama Janelle’i tanımıyor. Hafıza sorunu olduğu için tanımıyor olabilir belki. Ama kadın adada, karşılaşınca falan “hah, tamam” deyip hatırlaması gerekir.
Belki biraz uçuk bir fikir gibi gelebilir ama .janelle ve Chris’in farklı zamanlarda adada yaşadığı düşüncesindeyim. Zaten hep deniyor ya kahramanlarımız bu adada daha önce defalarca yaşadılar. Jack’in ilk sahnede uyanıp her şey bilir gibi sahile koşması falan… Belki bir önceki gelişlerinde Janelle vardı, bir diğer gelişlerinde Chris… Ana karakterler dışında diğer yolcular değişiyor olabilir…
Mayıs 31st, 2008 at 08:36
Bu günlüklerin başka bir esprisi yok çünkü. İpucu falan içermiyor yani Bende muhakkak yayınlamalarında bir sebep vardır diye düşünüyorum. Ana karakterlerin adaya daha önce geldiklerinin ama hatırlamadıklarını bir kanıtı olabilir…
Haziran 6th, 2008 at 22:31
Aslında burda bir ipucu var gibi. Diğerlerinin 45 Günü adlı bölümde The Others buradan adam ve çocukları kaçıyorlardı hatta kaçırılan çocukları da Jack i hapis tuttukları sırada görmüştük. Şimdi Granger ın yazdığı son kısımdaki şu çümlelere dikkat edelim.
“Bu da neydi böyle! Parlak yanıp sönen bir ateş- ardından gürültülü bir patlama. Yer sallanıyor- tıpkı bir deprem gürlemesi gibi. Ve rüzgar uğulduyor- bizim ateşimizi söndürecek kadar güçlü bir rüzgar. Gerçekten hiçbir şey göremiyorum. Bu kadın neden çığlık atıyor? Arkamda biri mi var? Dalış çantamı bulamıyorum…”
Bu yazı Ana Lucia’ nın Shannon’ ı öldürdüğü bölümü tasvirliyor. O sahnede dikkat edersek Shannon ve Sayid Walt’ ı görüyorlar ve fısıltıları duyuyorlar. Granger “Arkamda… ” dediğinde others bu 4 kişiyi o hengamede kaçırdı ve günlükte yere düştü. Bence dizi bitirmeden önce Granger karakterini bize gösterirler hem de halinden çok memnun bir şekilde…
Haziran 7th, 2008 at 19:41
O bölüm olduğunu zannetmiyorum. Henüz Ana Lucia yok o günde. Henüz kuyruk kısmı yolcuları gelmediler çünkü. Chris’in günlüğünü okumadın sanırım. Çok sonra geliyor onlar. Bu bölümde Desmond’ın anahtarı çevirdiği ya da Benjamin’in adayı taşıdığı zaman olanlar oluyor.
Eylül 8th, 2008 at 23:42
Bilmiyorum dikkatinizi cekti mi? Shannon kardeşi Boone ölüm döşeğindeyken ; Said ile piknikten dönüyordu. Yani o zamanlarda Said ile birlikteliği vardı. Neden hiç bundan bahsetmemiş. Sürekli kendini yalnız ve korumasız hissettiğinden bahsetmiş. Oysaki Said ona destek oluyordu. Normalde bu hislerinden bahsetmesi gerekmez miydi? Bence de Shannon daha önce adaya geldiğinde Saidle aralarında birşey yoktu.Bu günlüğü yazdı. Sonra tekrar geldiğinde kendini koruyamayacağını hissettiği ya da bildiği için kendisini Saidin koruması altına aldı.Sizce de garip değil mi?